İçeriğe geç
Anasayfa » Ahmet Haşim “Merdiven” Şiiri Tahlili

Ahmet Haşim “Merdiven” Şiiri Tahlili

MERDİVEN

Ağır, ağır çıkacaksın bu merdivenlerden,

Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak,

Ve bir zaman bakacaksın semâya ağlayarak…

Sular sarardı… yüzün perde perde solmakta,

Kızıl havâları seyret ki akşam olmakta…

Eğilmiş arza, kanar, muttasıl kanar güller;

Durur alev gibi dallarda kanlı bülbüller,

Sular mı yandı? Neden tunca benziyor mermer?

Bu bir lisân-ı hafîdir ki ruha dolmakta,

Kızıl havâları seyret ki akşam olmakta…

Ahmet Haşim’in Şiir Anlayışı

Ahmet Haşim’in genel şiir anlayışına baktığımızda kendisinin Empresyonizm(izlenimcilik) ve Sembolizm akımlarında faydalandığını görüyoruz. Bunu bu şiirde de fazlasıyla gördük.

Savaş dönemi içinde bulunduğu zor koşullardan dolayı mutsuz olacak ki şiirlerinde savaş dönemine ve anlarına hiç yer vermiyor. Aksine daha iç dünyasından yazılarla bizi karşılıyor. İç dünyasında ise ölüm ağırlıklı temalarla lirik bir anlatım benimsemiş.

“Şiir Hakkında Mülahazalar” isimli yazısında da belirttiği “En güzel şiirler, anlamlarını okuyucunun ruhundan alan şiirlerdir.” ve “Özetle şiir, peygamberlerin sözleri gibi, çeşitli yorumlara elverişli bir anlam genişliği taşımalı.” söylemlerinden yola çıkarak Ahmet Haşim’in şiirlerinde benimsediği anlayışın genel bir güzellik yahut genel bir anlam değil de daha çok bireye ve onun duygularına, kalbine hitap eden bir anlayış görmekteyiz. Anlamı belirttiği üzere okuyucunun zekâ ve ruhuna bırakıyor. 

Son olarak da yine aynı yazısında belirttiği “Şairin dili düz yazı gibi anlaşılmak için değil fakat duyulmak üzere vücut bulmuş, musiki ile söz arasında, sözden fazla musikiye yakın iki arada bir dildir.” ifadesinde açıkça tercih ettiği uyakların ve aruz vezniyle yazmasının sebebini anlıyoruz. 

Merdiven Şiiri

4 bentten oluşan şiiri ilk okuduğumda Haşim’in yaptığı benzetmeler çok net bir şekilde gözüme çarpıyor. Merdiven, alev gibi dallar, tunca benzeyen mermer… Her bir benzetmenin bir temsili var tabii.

Merdiven – Ömür, hayat

Eteklerinde bir yığın yaprak – Yaşam boyunca dünyada edindiklerimiz

Yanan sular, tunca benzeyen mermer – Akşam güneşinin getirdiği kızıllık

Lisan-ı hafi – Ölümün sinsiliği, gizliliği

1. Bent

Merdiveni bir hayata benzeten şair merdivenden çıkmayı ise bir hayatı yaşamak olarak tanımlıyor. Şiirin devamında hayatı farklı sembollerle de sık sık işlemiş.

Merdiveni çıkarken var olan süreç boyunca “eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak” ifadesiyle de bu dünyada yaşarken, bulunduğumuz vakit boyunca ne yaşadık ne bizimle kaldıysa onları da beraberimizde götürdüğümüzü anlatıyor. Güneş rengi diye belirtmesini de merdivenin yanı sıra ömrü bir güne benzetmesine bağlıyorum. Bir gün yaşam, sonundaki akşam ise ölüme en yakın vakti gösteriyor. Şair; burada akşamın, akşam güneşinin getirdiği kızıllıktan kaynaklı “güneş rengi yapraklar” diye bir tasvir yapmış.

“Ve bir zaman bakacaksın semaya ağlayarak” hayatın dünya ile olan bağının sonuna gelinmesini kastediyor. “Ağlayarak” kısmı da bu durumun şair için üzücü bir an olduğunu gösteriyor. Ölüm, ölüm mefhumuna duygusal anlamda hazırlıksız ve uzak bir Ahmet Haşim görüyoruz. Dünyada yaşama isteği olan, merdivenin sonuna varmak veya akşamı görmek istemeyen bir Haşim…

2. Bent

“Solmakta, olmakta, sarardı” bu bentteki 3 ifadeden şiirin devamında başka ifadelerden de ölümün bir an şeklinde değil de şair için aşamalı bir süreç olarak gözüktüğünü anlayabiliriz. Ölüm gelirken beraberinde getiriyor şair için yüzün solmasını ve suların sararmasını. Yüzün solması ölüme yaklaşmada insan açısından daha çok bir fiziki etkiyken suların sararması ise zaman açısından bir ölüme yaklaşmayı gösteriyor. Akşam güneşinin getirdiği sararan sulardan bunu görüyoruz.

“Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta…” bu kısımda da şairin çaresiz bekleyişi okuyucuya yansıyor. Ölümü yaklaşımını bir seyir hali, bir bekleyiş söz konusu. Bu bekleyiş de her gün karşımızda olan bir örnek, akşam vakti güneşin batmasının sebep olduğu kızıl havalar, ile sembolize edilmiş.

3. Bent

Toprağa, yere eğilen kanayan güller, alev gibi dallardaki kanlı bülbüller bu iki kısımda da kan sembolünün hüznü temsil ettiğini düşünüyorum. “Eğilmiş arza…” bölümünde güllerin arza eğilmesi toprak-ölüm ilişkisinden kaynaklı gözüküyor. Alev gibi dallar, yanan sular ve tunca benzeyen mermer ifadeleri zaten daha önce de belirttiğim gibi akşamın kızıllığını temsil eden ifadelerdi.

4. Bent

Lisan-ı hafi yani günümüz Türkçesiyle gizli dil, bilinmeyen dil anlamlarını karşılıyor. Burada da dolmakta, olmakta ifadeleri şairin ölüme bakışının bir an değil de bir süreç olduğunu anlatıyor bizlere. Ölümü gizli bir dil olarak görmesi şairin bu konudaki hüznünü tekrar belirtiyor ve bunun üstüne bu sefer belirsizliği de ekliyor. Akşam olmakta ve artık gece gelmekte; gece de belirsizdir, bilinmezdir ve görünmeyendir. Bu da şairin neden “lisan-ı hafi” söylemini kullanmasını destekliyor.

Son

Bütün bir şiir olarak baktığımızda Ahmet Haşim’in ölümü nasıl gördüğünü, hayatına ne şekilde yerleştirdiğini benzetmeleriyle ve söylemleriyle açık bir şekilde anladık. Bunu anlatırken de musikiye yakın bir dil kullanmış. Akılda kalıcı ve duygusal bir şiir doğurmuş bizlere kalbinden.

“Ahmet Haşim “Merdiven” Şiiri Tahlili” hakkında 1 yorum

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir